|
GERİ
ELİF & KEMÂL
Nenem anlatırdı zamansız kururlarsa aslanağızları ölüm olurmuş uğursuzmuş o çiçek çiçek uğursuz olur mu hiç nenemin aklı işte oysa ne güzelsiniz bayramlık kızlar gibi bir güzel entarilerini de giymişler rengarenk her bir türlüsü lavanta sarı beyaz kırmızı envayi çeşit en çokta seni severim ama sende kurudun bir tek beyaz çiçeğin bile kalmamış iyide sonbahar daha olmadı ki yazın ortası ne diye kurudunuz ki ne korktun elif bilirsin ki çiçek ama çiçek gibi de değilsiniz ki hepiniz mezardan çıkmış kurukafa ağzı kocaman gözleri çukur çukur kızgın çeşit çeşit dizilip bakarsınız benimle bir derdiniz mi var kabahat benim sabah sabah sizi yoklayan da şimdi gidiyom benimle ne derdiniz var korkuttunuz işte şimdi gidiyom işte arkana bakma hızlı hızlı yürü sen bir şeyden korkmazdın bu korku ne Elif hep o nenemin yüzünden dedidiydim ya bizi uyutsun diye anlattı durdu hikayeleri yılanlı kale de yılanlar varmış hem de öyle küçük müçük değil koca koca yılanlar bir ağızlarını açtımı ağayı bile yutan cinsindeymiş onların da bir başı varmış adı şahmeranmış önce hamama sonra düğüne gittiğini bilirlermiş davul her çalışında düğün devam ediyor sanırlarmış davullar susar da şahları gelmez ise öldüğünü anlarlarmış o vakit önce hamamlardan başlarlar her yere saldırırlar hepimizi öldürürlermiş yine ölüm dedim bizim bahçede gördümse bizde olacak demektir keşke anama soraydım ben şimdi o kuru kafaları niye gördüm nerden düştü aklıma ağaya mı bir şey olacak yok yok Sıdıka Sultan'a olsun olsun ki benim önüme çıkmasın Ağa pek sever beni çalışkanım ya ondan sever ya Sıdıka Hanım o anası olacak kadın benim önüme çıkar pek kibirlidir burnu nah bir karış havada o ölsün ölsün ki benim önüme durmasın Kemâl'e ne olacak biraz ağlar üzülür üç gün sonra da unutur ömür billah ağlayacak değil ya... tövbe de kız ben bir şey demedim ki aklım aklıma da lâf geçirecek değilim ya yoksa ebeme mi bir şey oldu babam niye gitti ki durup dururken ne olacak canım ayağını incitti dediler yaşlı işte kör da olun topal da iyi ki de gittin Kemâl'e sözüm var mağaralara gidek dedidiydi sen olursan nasıl giderim anamı gandırmak kolay da ya seni ne olursa olsun hem ben kafama koydum gidecem anama da diyecem ki ırgat paralarını dağıtmaya gidiyom gece geç gelirim amcamları bir yoklarım derim inanır eee ne için sıkılıyor sıkılmıyordur bir şey yoktur havadandır ortalık gasıldı kavruldu sıcaktan toprağa bak anamın ayağına benzedi sussuzluktan belli ki kanal suyu yetmemiş sende dünyanın bütün güneşini üstümüze saldın bu iyi midir kötü müdür bilemedim yaradan sensin sana karışılmaz elbet ama gene de kızasım var sanki başka yer yoktur bizi düşman mı belledin yoksa var heral biraz var azcık yağmur yağdırıverseydin efil efil biraz estireydin hizmetinde kusur etmedik aç kalıyok önünde ibadet ediyok duamız da eksik değil anam vallahi her sabah elini açıp dua ediyo allahım bir yağmur yağsaydı iş güç pek zor oluyo diyo yağdırdın mı da seller sular akıyo belli ki kızıyon ne yaptı ki Kilikyalılar sana böyle giderse hiçbirimizde hâl kalmayacak ha bilesin bir damla su vereydin bari azcık ferahlayaydık hadi su yok senin derdin başkadır ben ne ettim sana kemâl'i alıyon benden te uzaklara gönderiyon gız Eliif… un çuvalı gibi ne tozup duruyon kendi kendine tövbe tövbe hiç böyle konuşulur mu… gız gülme… valla bir çarpılacan bir çarpılacan bu türkü de neyin nesi… bu tarla pamuk tarlaaa yola gel işçiler para ister yola gel ağalar sopa ister yola gel bu sıcakta elleriniz çalışsın dilleriniz değil nasıl bir hâldir sizin ki çoluk çocuk tutturdunuz bir türkü ben anlamıyom valla maraba işte kolay gelsin demeye bile dilim varmıyor terleri çiğ damlası gibi pamukların üzerinde zavallılar sizi duyan kim Elif Elif duysa ne olur hiiiç ben ne yapacam ki elimden gelmez bir şey Ağa'ya sopamı olurmuş heyy tomar tomar kazanç veriyom der ya size daha ne olsun kuru ekmeğinize bir zeytin bir peynir sizden iyisi mi olur kışın çocuklar yorgan mı kemirecek alışmayacan da ağaların sofrasına mı göz diktiniz yoksa valla ben dikmişim sofrasına değil elbet oğluna ama size haşaaa günahtır ayıptır bir duyarsa babam türkü söylediğinizi üç yevmiyenizi birden keser keser mi keser valla ha şimdi bayılacam kanala gitmekte neyin nesi Kemâl'e kızıp da tee oralara mı gidecen sen iyisi mi dön geri gız çocukken ne büyük gelirdi çocukken o kanal sanki deniz Kemâl'i orda gördüydüm ya ilk hala gülesim var aklıma düştüğünde… ..... Ne yapıyon orda çimiyom sana ne git burdan gitmem adın ne senin söylemem önce sen söyle Kemâl benimki de Elif ama senin adın çok çirkin ihihii sümüklü el uşağı var ya heye işte onun da ismi Kemâl ben sümüklü değilim sümüklü sensin çirkinsin gözün kocaman anamın küpeleri gibi seni Ağa babama söylerim seni bir güzel döver benim babam da ağa ağaları çok severim ağa ne demek ki çok tarlası var demek birde ırgatı olan demek bizim çok tarlamız var ondan mı böyle don giyindin çarığında yok o nedir ki parlak parlak kundura aboov ne güzeel bende babama söylerim bana da şeyy alak diye adı neydi gelsene oynayalım su çok güzel olmaz kızlarla oynamam ben hem sünnet oldum erkeğim artık ben de büyüdüm… baaak biciklerim var ama patlak… Eşkere konuşup dururum beriki gün kara ömerin görücü gönderdiğini duydun bak hele sen beni bu gece ondan çağırırsın mağaralara akşamın bir vakti kaç kere söyledim korkarım ben oralardan diye belli belli ki çok kızdın ben senden başkasına varır mıyım hiç ama sana öyle demiyecem diyecem ki bilmem sen istetmez elini çabuk tutmasan gidene kadar İstanbul'a belki varırım Kara Ömer'e hem kazançları da çok iyi derim biraz dellensin dellensin ki elini çabuk tutsun ana kuzusu oğlan sen de okuldan sonra istetecekmiş iyide okul dediğin bir ay değil ki bir sürü ay say say bitmez hem ne bilirim gidince beni unutmayacağını unutur mu yoksa hep demezler mi İstanbul unutma diyarıdır diye yok yok unutmaz ya unutursa yok ama anamın köyünde ki Rajon Hasan İstanbul'a gittiydi de Koca Ayşe'yi bir çocuğu kucağında diğeri karnında bırakmadı mıydı bıraktı eee oralarda da orospulara yedirirmedi miydi yedirdi sende Elif kahvede oyun oynuyok diye bütün gün dedikodu yapan erkeklere döndün ha anan bir duysa Allah yarattı demez gız bu lâfları nerden duyuyon diye terliği vurdu mu aman nerden duyacak sen yalnızken ağzına geleni say yerin kulağı var derler ya aman öyle olur muymuş yerin ne kulağı olacak müzevirler var demiryollar da ee o da bilsindi kocasını Çukurovalı yorgansız aşsız yatarda avratsız yatmaz bunu bilmeyen mi var ama o Hasan Kemâl orospuları ne yapsın hem yakışıklı hem zengin hem kendini beğenmiş sanırsın ki küccük dağları o yaratmış İstanbul unutma diyarı derler hadi unutmadın beni onca sene bekletirler mi bekletmezler bunu biliyon biliyon da ne yapıyon bir iki lâf eder gene gönlünü alırım diyon nasıl olsa kanar diyon kanar mı hiç kanmaz sana öyle görünür salak mı Elif elbet bir düşündüğü var sevdalı da ölmedi ya kim ölmüş biraz seviyom işte kendini düşündüğünü de biliyom varsa yoksa önce kendin kendini bir şey sanırsın beni de çok saf belledin ama sen nerden bilecen sanırsın ki dünyanın en akıllısı benim erkeğin akıllısı mı görülmüş saf anam bile babamı fıldır fıldır döndürür hele bir desin Hasan uyuyak mı gözleri fıldır fıldır esneye esneye gider peşi sıra ertesi gün bakmışın anam çarşıda çaput pazarında eli kolu dolu gelince ha işte o zaman basar aklı benim ki şimdi ermez o işlere şu İstanbul işi beni pek dertlendirdi akıl işi okulla mı olurmuş baban okul mu okumuş bak sende biliyon ağzından çıkan peygamber sözü gibi hükümet adamları mı dersin yoldan geçen ağaları mı dersin her bir kimse etrafında küçüğü de pervane büyüğü de istediği gibi döndürüp durur bir diploma diye tutturmuşun al sana diploma Çukurova'da mühendislik mi eksikmiş ne etcen İstanbul diplomasını biraz daha burnun büyüsün diye kibirlenecen ya ondan işte yoook seninkisi başka ağabeyin yapacak sen İstanbullarda gezip tozacan gidemen inşallah kalırsın buralarda hiç sevdiğin üzülür mü üzülürse sen orda mutlu olun mu... Abovvvne diyon Elif sen bugün tersinden mi kalktın ne duyan da düşmanın zannedecek sanki bilmiyon gördüğünde indirecen süngünü saf saf bakacan gözünün içine dokundu mu dudağı dudağına ha biraz da biciklerini tuttu mu yanakların utancından bahçendeki kırmızı gül senin yanında beyaz bile kalır sonra sana zümrüt gözlüm deyince sen gözünün içine dalıp dalıp gidiyon habire de böbürlenecen bunca yıldır bana sevdalı Kemâl'im diye şimdi hatırladım zümrüt nedir merak ettiydim de anasının kulağındaki küpelere dikkatlice baktıydım beni cahil bellemesin diye de Kemâl'e sormadıydım ne bakıyon kız öyle küpelerime gözünü diktin ne etçem be küpelerini merakımdan baktım diyemediydim o anan olacak burnu büyük Sıdıka cadalozuna...
Sen de bir huzursuzsun durmuyon yerinde rahat. Üstünden mi atacan dur hele bir. Sabahleyin de kişneyip durdun zaten... Herkes bir tuhaf bugün hadi hayırlısı. Bak geldik işte Kemâl bizi bekliyor senin arkadaşın da orda gördüün....
“Kemâl...!”
“Bak bak el sallıyor bize erkenden gelmiş, belli ki sabırsız, biz çaktırmayalım ama!”
“Geç kaldın Elif”
“Anamı zor atlattım da ondan... Ooo sen savanı yaymışın. Yazık değil mi bu savana toprağın üstüne yaymışın, kirlenecek... Renkleri de pek güzelmiş kimbilir kim dokumuş... Sorulur mu koca Ağanın evinde bir savan mı var yıın yığın aldığından da haberleri olmaz... Yiyecekleri de Emine mi yaptı bu dolmaları pek severim bildin de ondan mı yaptırdın. Ne bulmuşsan getirmişin zeytin peynir salata... Pek sabırsızsın beni beklemeden hepsini yaymışsın. gören de yatıya kalacaz sanır... Hepsi de patlıcan, keşke azcık kuru biber de dolduraymış. Ooo acibiberli ekmekte var!Maşallah aslan sütünü de yanında getirmişin bana da ayran mı? Oturak bari. Ne dedin ki ona bu kadar yiyeceği ne edecen demedi mi?
“Ne denir Elif! arkadaşlarımla toplaşacağız dedim bir sus ta otur yanıma hele.”
“Tamam ya! niye sinirlenip duruyon!”
Biraz kızgın mı ne ?aklıma gelen başına gelir sabahta söylenip durmuyormuydun. Şaka yapak dedik anladığı mı var. Sinirlendirmesem mi acaba... Burası da ne kötü bir yer karanlık bir gaz lambası ne yeter. Yeter de bana yetmez. Korkma gız anlarsa geçer dalgasını, yavuklun aslan gibi yanında... Korkulur mu hiç korkulmaz.
“Elif özlemedin mi kız beni, gelsene yanıma iyice sokul bir sarılayım sana önce sonra soracaklarım var.”
Ne soracakmış bakalım.Bak Elif kendine mukayyet ol.İstemiyormuş gibi yap, anlamasın bir şey. Kemâl biraz daha fazla öpsün koklasın, gitmez hemen İstanbul’lara belki beni de götürür yalnız koymaz beni buralarda. Şimdiye kadar ki gibi usul usul birazcık öpmesine izin ver. Ha önce bir de memelerini tutsun acele ettme hevesli bellemesin seni.
“Dur Kemâl geldiğimden beri öpüp duruyon azcık nefes al”
“Bana anlat hele görücüde ne demek oluyor. Ben bunca yıl seni bekledim. Kıyamadım, izin de vermedin ya hep kaçıp durdun. Bak ben gideceğim bir süre buralarda olmam. Bir süre dedimse kısa bir süre sonra bakarız hâl çaresine.
“Ne demek bakarız hâlçaresine. Dur bir konuşalım hele. Süre dediğin ne kadar ki? Beni rahat mı bırakırlar sanırsın. Bak goca gız oldum”.
“Ağzında gevelediğin ne yoksa o Ömer mi?”
“Ne Ömer'i Kemâl ben mi dedim gel beni babamdan iste diye... Ama ağa babama ver deyince babam verir vallah! Ağa'nın üstüne laf mı söyler bilmezmiş gibi. Ben ne kadar direnecem... Hâli vakti de de yerinde mi ne!
“Bana bak Elif benden başkasına yar etmem seni.”
“O vakit istet beni, ne diye sonra der durursun.”
“Anamı bilirsin, tanırsın küçüklüğünden beri. Yengem okullu hem ailesi de varlıklı sayılır. Ağabeyime anam seçti onu, seviyormu diye bakmadı bile.
“Eee?”
“Eesi yok kız ,evleneceğiz dedim. Gideyim, sonra anamı iknâ ederim. Bana inanmıyormusun aklım fikrim sende görmüyomusun”
“Görüyom ne olmuş! Yetti mi?”
“Yetti elbet! Tez vakit istetirim, anamıda iknâ ederim ama bir okul bitsin”.
Bende sanki inanmak istemiyom. Niye geldim senin olayım... Bakma öyle yine utanıyorum alev alev ne diyeceğimi şaşşırdım bile.
“Dur Elif dolma bırakmadın tabakta azcık bırak yemeyi sonra yersin... Şu şişeyi ver hele...”
“Benim dolmalarımı sayacağına kendi içmene bak kaçıncı oldu bu?”
“Gel.Ha şöyle...”
“Dur Kemal yavaş ol biraz”
Allahım memelerimi öpüyor uçuyor muyum. Kaçacaklarına bir de öne öne giderler durun hele biraz durmayın durmayın ben öyle diyecem siz duymayacaksınız.
“Kemal...”
“Hıııı...”
”Bir şey olmaz değil, acır mı”
“Lamba mı söndü her yer karanlık Kemal...!”
.....
Yanıyom ateş gibi... Başım da dönüyor... Bu nasıl bir şey sarhoş gibi!.. Sarhoş! Babam, babam, hamile! Eliff ne yapıyon sen. Duyarsa gebertir, anamı da, beni de. Elif Elif kalk eve git. Kemâl dur! Dur Kemâl... Eve gidelim çok geç oldu bunun sonu kötü. “olmam mı, senin mi olacam?” Delirdin mi sen! Kalk üstümden, gidelim diyom. “dur diyorum sana, yeter, vazgeçtim istemiyom evlenelim sonra Ömer yok kimse yok sen de babam öldürür seni yok beni anamı tamam yeter bu kadar. Rahat dur duymuyon mu” tekmelerim. Allahım delirdi galiba duymuyor beni sağır olmuş sanki... Bırak... Bıra.... Of sırtım, acıdı ben sana gösteririm! Ayyy! Memelerim, sıkma canım acıyor... Aptal Elif aptal aptal. Yere yatırma dur ayyyyy sırtım, taş, hayvan gibi kıpırdamıyor hayvan herif... Dur bak taş battı rahat dur. Bırakır bırakır bırakmazsa yok bırakacak şimdi... Bırakmıyor tutma kolumu yeter.. Oh yedin tekmeyi bağırırsın öyle de ama kızdı daha da kızdı yandın Elif yandın... Dizini çek bacağımdan acıdı ayyyyy! Hayvansın işte! Hayvan... Kalkarsam, nereye Elif nereye üstünde değirmen taşı görmüyon mu... Allahım durdur şunu günah yapmayacam günah ne ya!Vijdan ver azcık ne olur korkuyo de hele şuna. Korkmayacam işte... Yırttın mintamını, dayanamıyorum gücüm kalmadı. Bak ben Elif gözün döndü ne olur dur korkuyorum senden acısından babamdan donumu çıkarma duuurr! Kıpırdayamıyorum bile guş gibi çırpınıyom kıyaman ya sen bırak bırak söylemem kimseye sana da söylenmem severim yine vallahi severim gız kurusu da kalsam varmam kimseye gelme de kal İstanbul'da. Offff kolum çek şu ağzını boynumdan pis. Ezildim kolumu tutma daha da abandı düşünür bak şimdi. Bırak gücüm tükendi kasamıyom yoruldu, dermanı sakin olayım sakin bırakacak korkma. Bırakmıyor işte yapma sakın çok korkuyorum acısından ölmekten Allahım ne günah işledim ki ben. Ayyy bacağım!hayvansın işte hayvan yiyeceksin diri diri emeceksin kanımı sivri dişinle parça parça edeceksin. Edeceksin hayvan hayvanın tekisin. Allah belanı versin! Sevmiyorum seni git cehenneme kadar git. Bir daha gelme emi. Kemâââlll bıraaakk! Ayyyyy!!!
Şişuuuşşttt” Bu kim? “suuusss” ellerim yerde, kıçımın üstünde, öylece dondum kaldım. Rüya mı? Çimdik attım elime, acıdı. Değilmiş rüya, geldi işte bir tane daha. Upuzun boyu ile öylece dikildi. Sarı, sarı siyah sarı... Of ne ise ne! Kaçsam! Öyle bir baktı ki nereye? Taş kesildim. Kıpırdandım “duuuur…” öne bir hamle. Durdum, gidecek halim mi var? Ödüm bokuma karıştı ki, ne karıştı avaz avaz bağırdım, ama içime içime doğru. Duymadım ben bile(!) O duydu, “ssuuuuusss…” Vallahi de sustum billahi de, görmüyon mu? Çıkmıyor sessim. Hadi git artık Allah’ına kitabına, Allah’ın adını verdim bak! Kara kara baktı acıdı herhâl, gidecek arkasını dönüp kaybolacak. Sonra kıstı kıstı gözünü, hain hain. Bir şey diyecen her hal! Ne, ne diyecen ha, ne diyecen? Bak şu halime? Utanmıyon mu? Ne korkutuyon? Yetmedi mi, neyim kaldı alacak ha! Küçük küçük, kesik kesik nefesim bitti bitecek, sanki son soluklarım, yetmiyor. Gözümü iyice diktim, o bana ben ona. Korkmasam, korkuyom, korkmuyom. Ne etçen ha ne etçen. Ben yeşil yeşil, o kara kara, bir o baktı… Bir ben baktım. Benim ki kocaman oldu, çıktı çıkacak önüme düşecekler sanki. O kıstıkça kıstı… kıstı. Kafasını yana eğdi, dilini çıkardı kırmızı nah kocaman! Bir sağa bir sola gitti gitti geldi, bacağımın arasına doğru yalandı durdu. Bu kadar iştahlanacak ne var ha? Pis orası pis kanlı, ne etcen ha ne etcen. Ahhh!... Bir kez daha, son kez daha...
Ha işte! Öyle acımdan bağırdım. Yine duymadın. Duyman elbet bir kez gulağını kapattın mı bir daha duyan mı? Öyle ananın memesinde uyur gibi uyudun. Altındaki savanı kuş tüyü yatak sandın. Erdin ya muradına ondandır elbet, yoruldun(!) Ciğerimi söke söke aldın önüme koydun, bir daha da bakmadın. Kalmadı gücüm kalmadı bir daha bir daha bağırmaya. Acıdan kıvrandım aktıkça içime, terledikçe boncuk boncuk. Soluğum ha bitti bitecek, kurudu ağzım, ruhumu zor tutuyom, çıktı çıkacak. Ana! ah anam! Kormuydun buralarda beni? Bağıramasam da duymaz mıydın? Bilmez miydin? Elifim zorda. Bir yudum su ana su, susuuu... Önümde koca pınar içtim içtim, belki de içmedim de öyle sandıydım. Susamıyom artık. Sonra bir baktım guş gibi hafifim, mağaranın tavanında oturuyom. Altımda ne sedir, ne bir şey. Ben ne zaman guş oldum, kuş mu oldum onu da anlamadım ya!. Ne kanadım, ne kuyruğum öyleside değilim,benim gibi guş mu olur. Baktım aşağıya ben uzanmış öylece uyuyom, sessiz sessiz, başım yana düşmüş kollarım bacaklarım uzun öylece yatıyom. Allah allah! Ben kimim o zaman? Kendime baktım Elif, aşağıda ki de Elif! O etten Elif ben değişik Elif, sanki tül gibi, hani bizim pencerede olmayan sizin konaktaki gibi incecik, bembeyaz ha! işte ondan. Bir daha baktım ne görem! kıvrım kıvrım kıvrılmış... Kafasını kaldırmış, öylece kurulmuş garnımın üzerinde yatıyor. Uzun şeyi de bacak aramda. Oradan mı çıktın sen?. Anladım o zaman, ben bir öldüydüm, ama bu sefer essahtan öldüm. Vay namussuz! Yetmedi de bir de üstüme mi çöreklendin. Kalk bakayım oradan kalk! “suuus” susmam! yetmedi mi sustuğum. Ne alıp veremediğin vardı şimdi gösteririm ben sana. Kundalini mi? Ben de Elif, Yeni Elif memnun oldum tanıştığımıza tövbe ,tövbe! Herkeslerin de derdi benimle. Ne dalga geçiyon, kundalini de kim? Sonsuzluğum mu? Hesap soracaktım ki ikinci kâtilime, uyandın. Beni dürttün “kalk elif kalk sabah oluyor”. He kalkarım bekle. Seni uyku sersemi. Kaçan Kundalini’yi bile görmedin. Ne dürtüklüyon, duydum seni duydum da o yatan Elif duymaz şapşal!. Biraz daha baktın bacağımı gördün davul gibi, gözünü kocaman açtın , bir daha yavaş, yavaş parmağını uzattııın şöyle bir dürttün, bende gene ses yok. İçine bir korku düştü o vakit gözün daha da kocaman oldu. Elini bir daha uzattın saçımı bir çektin başım boynuma düştü. O zaman bağırdın korkundan “anammm” he ya anaaamm! Gözün ha fırladı fırlayacak düşmesin yere diye avucumu açtım tutayım! sersem. Tavuk başı gibi kafanı bir sağa bir sola, arkana bakındın. Ne oldu gece birileri boğuşmuş olmasın, yaydığın savan buruş buruş, kim tepindi acaba, ya yiyecekler niye saçılı, ya bardaklar biri mi tekmelemiş? Seninle ben olmıyak, hadırladıııın!. Pis pis kustun, öğüre öğüre, höhgh! Benim de midem bulandı kusmuklarına. Titreye titreye geri geri ayağını süre süre bir kaçışın var. Ben de sandıydım ki Kemâl güçlüdür, Ağa oğludur. Ağalığına senin… bu kadar ödlek miydin lan! Elif nefes almayınca korkulur mu hiç o sana ne yapar ki! Yoktur sesi soluğu bile zavallının. Dur dur kaçma, Atına atladığın gibi anana koştun. Peşinden gelirdim elbet merak etmedim değil orda ne ettin. Beni bekledim, sana yem oldu bir de kurda kuşa yem etmeyeyim dedim. Anan olacak O Aliye, Şaziment yenge sen, nefes nefese geldiniz, bir telaş bir telaş. Aliye bir baktı ki Elif yarı, yüzü bembeyaz yeşile dönük, dudaklarıda morarmış.. “Bu gız ölmüş Şaziment, yılan ısırmış!” Yüzü oldu kireç benimkinden nerdeyse farkı yok. Ölmüşüm he! Sen öyle san gudubet kadın. Burdan ne ediyonuz sizi izliyom haberiniz bile yok. Ananın yüzü kireç gibim dedim ya, ne etsin ne yapsın bilemedi, önce öylece ellerini ovuşturdu baktı, titredi sağa sola koşuşturdu, sana belli etmesin diye de “korkma oğlum korkma!” Oğlun yusuf yusuf olmuş haberin bile yok. “Şaziment bakma öyle! Köye haber salmak lazım ağaya, babasına.” Sonra bir daha baktı “Abovvv !” Ne görsün, şiş bacağımın kenarındaki kanı. Tanıdı elbet kendine olanı niye tanımasın. “Şaziment gördün mü?” Gördü görmez mi elini yanağın da ağzı açıkta öylece kalakaldı. “Oğlum ne yaptın sen” Ne yapacak canım elinin kiri götürün yıkayın geçer. Sen ne yaptın sarıldın anana omuzun da ağladın ” Sen ne dedin hatırladın... Yok hatırlamamışın... Belki aklın başından gitmiştir. Dedin ki! “O istedi ana, valla ben bir şey yapmadım, dur olmaz dedim, daha evlenmedik dedim, baştan çıkardı, konağa gelin gelecem dedi vallahi ana” Heye konağa gelin gelecem he!gelecem gelecem... Ne etcem ben konağı ben seni sevdim sen de beni. Konağın batsın emi. Utanma arlaman da kalmamış bir de yalan söylersin. Aliye anan evde tembel tembel hizmetçi gullanırken, iş katagulleye gelince eli de pek çabukmuş. “Hadi şaziment aval aval ne bakıp durursun, giydirelim şunu… Sen öyle bakadururken nerden giydirdi, ne ara temizledi, kirlilerimi nasıl torbaya tıkıştırdı, ortalığı nasıl topladı ben bile şaşıtım kaldım. Bir taraftan da “Bak Şaziment ağzından bir şey kaçırayım deme bak çok kötü olur bu sır mezara kadar anlaşıldı.” Ağzının kenarından parmağını koydu diğer tarafa çekti sonra çevirdi çevirdi Şaziment... Dua edin de şalvarım genişçe de şapadak şiş bacağımdan geçiverdiniz. Ama bir şeyi unuttun Aliye Hanım... Bari şalvarı da deleydinde tek suçlunun yılan olmadığı belli olmayaydı... .......... Nisan, 2018 |