|
Volta vuruyordu. İleri doğru, geri, daire, tekrar geri. Ayağına pranga vurulmuş, mahkum. Tespih yok sadece elinde sigarası var bir söndürüp bir yaktığı... Durdu bir ara, yorulmuş olmalıydı voltadan. Çöktü, elindeki sigara külünün üstüne dökülüşüne aldırmadan öylece tünedi sandalyeye... Niye istemiyordu ki onu. Oysa bir nefes kadar yakınındaydı dokunabilir, konuşabilir, sarılabilirdi. Ama istememişti işte. Kendi çıkmazının içinde boğulup gidiyor onun şahit olmasına izin vermiyordu. Belki bir kararın eşiğindeydi ve sadece kendini dinlemek, anlamak istiyordu. Geçmek bilmeyen bir saat, iki, üç bilemedi ne önemi vardı ki... Zaman dakika saat, saat gün, gün ay... Aniden kalktı sandalyeden banyoya doğru yöneldi, üzerindekileri bir çırpıda çıkardı, sıcak duşun altına girdi. Gitmelisin! “Hayır, asla! gidemem kapalı kapılar, “Ne kadar daha dayanacaksın, üzülüyorsun işte, kızıyorsun, öfkeleniyorsun...” “...Dayanırım!..”
Su “kendinize gelin” dercesine hızını arttırıyordu. “Ya yarın giderse?” “Gitmez niye gitsin ki ben gitme dedim... Gider mi ki?” “Gider.” “Beni görmeden mi!” “Görmeden gider...” “Gitsin...” “Gitmesin, öfken büyür, kocaman olur, sığamazsın, git sarıl ona, sadece sarıl yılların kokusun çek içine yudum yudum...”
Su, iyice sıcaklığını arttırdı. Gevşedi, iki parça yavaş yavaş birleşti,sakinleştiler. Gitmelisin, gitmeliyim... Duştan çıktı, ne giydiğini bilmeden üstüne geçirdi giysilerini. Hava kararmıştı. Aldırmadı bile, düştü yola... Bir an önce... Adımlarını hızlandırdı. Yol karanlıktı. Ay zaman zaman yüzünü gösteriyor müzip bir gülüş atıyordu, sanki olacakları biliyormuş gibi... Yanağından acele ile öptü, otobüse bavulunu sürükleyişini izledi arkasından. Daha yarım saat geçmemişti aradan. Birbirlerine karışan tenlerini kokusu üzerinde, nefesi hâlâ dudaklarını yalıyordu.İşittiğini anımsadı. “Yüz yüze bitirmeliyim” Bir umut belirmişti içinde... Mutluydu sanki bir gece öncesinde... Kendini tutuyor, hissettirmemeye çalışıyordu kırgınlığını, bilmemeliydi, görmemeliydi onu öyle... Öylece bakakaldı otobüsün ardından. Sözleri kulaklarında patladı: “Beni bekliyor ona gitmeliyim.” Gidiyordu işte. Biliyordu bitiremiyeceğini. “Kıyamadım ona, bitiremedim” diyeceğini... Gidilen yoldan geri dönülemiyeceğini, gidenin ardından beklenilmeyeceğini biliyordu. Düşündü... Yaptıklarını hatırladı. Giderdi... O hep gider dönerdi, ama bu sefer dönmeyecekti, dönse de kendisinin orda olmayacağını da biliyordu. Topuklarının üzerine hızla dönerek aksi yönde yürümeye başladı. Neydi şimdi bu?.. Tuhaf! Çok tuhaf. Bitmişti. Bir çırpıda gidivermişti işte! Şimdi kime sarılacak, kime dokunacak, kime söyleyecek duygularını, ne yapacaktı burada yapayalnız, hangi kapıyı açacaktıkoşulsuz. Kim sevecekti, kim dokunacaktı,kim saçlarını okşayıp bir buse konduracaktı alnına... Güneş başından aşağı süzülüyor bedenini yakıyor, müzik temposu ile yürüyordu yoldan geçenlere aldırmadan... Bir gülüyor, sonra hüzünleniyor, acıyan kalbine bastırıyordu elini. Hınçlandı, hırslandı ani bir tepkiyle, hangi duygusunu atacağını bilmeden, ayırmadan, ayıklamadan önüne fırlatmaya başladı. Üzerine basıyor, çiğneyerek geçiyor, çığlıklarını arkasında bırakıyordu. Ne kadarını ayıkladı kaç bin duygu ezildi, bilmeden yürüdü yürüdü... Şimdi daha da sert basıyordu topuklarını toprağa. Ne kadar yürüdü bilmiyordu. Başının döndüğünü hissetti. Yığılıverecekti sanki yola. Yememişti günlerce bir şey. İlerde bir tatlıcı vardı. Oraya doğru yöneldi. Yiyecek vitrinini süsleyen tatlılara bakmadan gelişigüzel tek kişilik masaya oturdu. “ne alırdınız?” “Ekmek kadayıfı istiyorum” Garson şaşkın ona baktı... O da ona baktı neden şaşırdığına. Garson parmağı ile bir arkasındaki masayı gösteriyordu. “Üzgünüm kalan son porsiyonu “O” hanımefendiye verdik. O yöne doğru baktı. Bir yerden tanıyordu ama çıkaramadı... Kilosuna aldırmadan kadayıfı kaymağa bulayıp bulayıp yutuyordu önünden alınacakmış gibi... Gözleri doldu... Sessizce kalktı kapıya doğru sürdü ayaklarını, rüzgâr yüzüne çarptı, tuzlu gözyaşlarını kuruttu. Evine doğru saptı. Şaşkın şaşkın etrafa baktı. Ev bomboştu sanki. Nereye gitmişti her şey, kim alıp götürmüştü onları. Tek bir kanepe kalmıştı köşede sığınabileceği. Uzandı, bacaklarını karnına, başını dizine aldı. Yavaş yavaş kanapenin arasından içeriye doğru kaydı kaydı gömüldü karanlığa... Kasım, 2023 |